4 Mayıs 2012 Cuma

Barcelona Futbolunun Sırları - Simon Kuper


La Liga'da şampiyon belli oldu, Pep görevi bıraktı derken uzun zamandır paylaşmak istediğim bir Simon Kuper yazısı güme gitti. Simon Kuper, eski La Masia koordinatörü Albert Capellas ile ders kıvamında tek taraflı bir söyleşi gerçekleştiriyor ve Capellas'tan öğrendikleri doğrultusunda Barça'nın futbol anlayışının temelini ve Pep'in bu temele kattıkları hakkında güzel bir yazı yazıyor. Her ne kadar Barça hakkında herkes az çok fikir sahibi olsa da(!) yazıda ince detaylar yer aldığı için paylaşmak istedim. Sağolsun Tayfur Ergin abim de beni kırmayıp bu yazıyı Türkçe'ye çevirdi. Lafı fazla uzatmanın alemi yok, son olarak yazının aslına buradan ulaşabilirsiniz. Keyifli okumalar...


BARCELONA FUTBOLUNUN SIRLARI


Hepimiz Barcelona’nın mükemmel bir takım olduğunu görüyoruz. Asıl sorun ise bunu nasıl başardıklarını anlamak. İşte tam bu konuda arkadaşım Albert Capellas devreye giriyor. Albert ile Avrupa’nın herhangi bir yerinde ne zaman karşılaşsak, Barça hakkında konuşuruz. Bu konuyu onun kadar iyi bilen insan sayısı oldukça az. Capellas şu anda Hollanda’nın Vitesse takımında yardımcı antrenörlük yapıyor, ancak öncesinde Barcelona’nın muhteşem altyapısı La Masia’nın koordinatörüydü. Sergio Busquets adında bir çocuğun zor şartların hakim olduğu bir mahalleden Barça’ya gelmesini sağladı. Genç takımlarda Andres Iniesta ve Victor Valdes’i yetiştirenlerden biri de oydu. Özetle Capellas, doğduğu şehrin takımı için tam dokuz yıl çalıştı.

Capellas ile en son Arnhem’da bir otelde görüşme fırsatımız oldu ve onunla konuşurken birçok kez “Hah evet!” dedim. Guardiola’nın Barcelona’sını kaç kere izledim bilmiyorum ama nasıl oynadıklarını Capellas ile bu son görüşmemizden sonra nihayet anlamaya başladım. Guardiola’nın takımı sadece iyi oyunculardan kurulu olduğu için harika bir takım değil. Bu takım hem günümüzdeki herhangi bir takımdan hem de Guardiola öncesi Barcelona takımlarından farklı olarak, harika taktiklere sahip. Barça sahada o kadar iyi eğitimli ve disiplinli bir görüntü çiziyor ki bazı yönleriyle bir futbol takımından ziyade Amerikan futbol takımını andırıyorlar.

Barça’nın oyunu hakkında detaylara girmeden önce, Guardiola’nın bu oyundaki payının boyutunu anlamak gerekiyor. Barcelona’nın ikinci başkanı bana dört yıl önce, o zaman 37 yaşında olan Guardiola’yı bu takımın teknik direktörü olarak görmek istediğini söylediğinde, bunun olabileceği aklımdan bile geçmemişti. Guardiola o zaman neredeyse acemiydi. Çalıştırdığı tek takım, Barcelona’nın rezerv takımıydı. Fakat kulübün o zamanki başkanı Joan Laporta ve yine o zamanki futbol direktörü Txiki Beguiristain gibi Guardiola ile çalışmış kişiler, onun özel bir adam olduğunu düşünmeye başlamışlardı bile. Guardiola, Barça’nın içini dışını çok iyi biliyordu tamam ancak daha da önemlisi, bu takımın nasıl geliştirebileceğinin de farkındaydı.

Pep bir keresinde Barcelona’nın tarzını bir katedrale benzetmiş ve 70’li yıllarda Barça’nın en iyi oyuncusu olup sonrasında takımın teknik direktörlüğünü yapan Johan Cruyff bu katedrali inşa ettiğini söylemişti. Cruyff’tan sonra gelen kişilere düşen görev ise bu katedrali daha iyiye götürmek ve günün koşullarına uygun hale getirmekti. Guardiola her zaman takımını güncellemeye çalışan birisi. Herhangi bir kişi futbol hakkında ilginç bir şey söylediğinde, Pep kim olduğuna bakmaksızın onu dinler. Her zaman aklında futbol vardır. Futbol hakkındaki fikirleri Barcelona’nın eski hocası Louis van Gaal’e ve ayrıca savunma futbolunun merkezi olan İtalya’nın Brescia ve Roma takımlarında oynadığı dönemlere dayanır. Fakat Guardiola fikirlerini medyaya açıklamayı pek sevmediği için, Barcelona’yı elinizde bir şifre çözer olmadan izlersiniz.

Cruyff belki de futbol tarihinin en özgün düşünürüydü, fakat fikirlerinin çoğu futbolun hücum yönü hakkındaydı. Cruyff’a göre Barça beş gol attığı sürece, üç gol yemenin mahzuru yoktu. Guardiola ise yine beş gol atmayı seven ancak yenilen bir golü bile kafasına takan birisi. Dolayısıyla, Barcelona bir katedral ise, Guardiola bu katedralin payandalarını ekleyen kişi. Barcelona bu sezondaki ilk 28 lig maçında, kalesinde sadece 22 gol gördü. İşte Pep’in yenilikleri veya Barcelona’nın sırları:


1. Topa pres

Barcelona geçen sene Wembley’deki Şampiyonlar Ligi finalinde Manchester United ile oynamadan önce, Alex Ferguson, Barça’nın topu geri kazanmak için rakiplerine yaptığı presi “nefes kesici” olarak tanımlıyor ve bu özeliliğin Guardiola’nın bir yeniliği olduğunu söylüyordu. Yine Ferguson, 2009 yılında Roma’daki Şampiyonlar Ligi finalinde United’ın bu presle nasıl başa çıkabileceğini bilmediğini itiraf etmişti. Wembley’de ise işlerin farklı olacağını düşünüyordu. Ancak öyle olmadı.

Barça topu kaybettiği an prese başlayan bir takım. Topun kaybedildiği an prese başlamak için harika bir zamanlama çünkü topu kazanan rakip takım oyuncusu, o an savunmasız/topu kaybedebilecek durumda. Topu Barça’nın ayağından çalmak için yaptığı hamle esnasında gözünü oyundan ayırmak zorunda ve böylece enerjisini harcıyor. Bu da bu oyuncunun görüşünü kaybettiği ve muhtemelen o an için yorgun olduğu anlamına gelir. Saha görüşünü tekrar kazanması için genellikle iki veya üç saniyeye ihtiyacı var. Yani Barcelona, topu kazanan rakip takım oyuncusu daha iyi durumdaki bir arkadaşına pas vermeden önce, o topu kazanmaya veya oyuncunun pozisyonunu bozmaya çalışıyor.

Ayrıca, topu kazanan rakip takım oyuncusu kendi savunma bölgesindeyse ve Barcelona o topu hemen geri kazanıyorsa, gole giden yol tamamen açılmış oluyor. İşte tam bu noktada Messi’nin top çalma konusundaki yetenekleri devreye giriyor. Bu ufak adamın refleksleri o kadar çabuk ki, topu kaybettikten sonra hemen aynı topu geri kazanabiliyor.

Topu kaybeden Barça oyuncusu, tekrar geri almak için harekete geçiyor. Ancak bu presi hiçbir zaman tek başına yapmıyor. Topun yakınında olan takım arkadaşları ona katılıyor. Çünkü prese sadece bir veya iki oyuncu giderse, rakip bu bir iki oyuncunun arasından kolayca geçebilir.


2. “Beş saniye” kuralı

Barça topu kaybettikten sonraki beş saniye içinde topu geri kazanamamışsa, geri çekilip on adamlık kompakt bir duvar kuruyor. Bu duvarın en ucundaki adam (genellikle Messi) ile en gerideki defans oyuncusu (Puyol diyelim) arasındaki mesafe sadece 25–30 metre. Herhangi bir rakibin bu kadar ufak bir alandan geçebilmesi çok zor. Roma’daki final Barcelona’nın bu duvarının en iyi gözlemlenebildiği maçlardan biriydi: United topu ne zaman kazanıp ayağında tutmayı başarsa, karşısında kusursuz bir şekilde pozisyon almış ve resmen “Hadi gelin ve geçin” diyen on bir rakip oyuncuyla karşılaştı.

Barcelonalı oyuncular maçın neredeyse tamamında birbirine çok yakın oynadıkları için hem pres yaparken hem de söz konusu duvarı kurarken kolayca kompakt hale gelebiliyorlar. Özellikle Xavi ve Iniesta nadiren toptan uzakta kalıyor. Cruyff şu anda Twente’nin teknik direktörü olan İngiltere’nin eski menajeri Steve McClaren’e şöyle demişti: “Barcelona’nın topu nasıl bu kadar çabuk kazandığını biliyor musun? On metreden fazla uzağa pas vermedikleri için, 10 metreden fazla geriye koşmak zorunda değiller.”


3. Ekstra pres kuralları

Barcelona kompakt duvarını kurduktan sonra, tekrar prese başlamak için doğru zamanı bekliyor ve bu anı sezgilerine göre belirlemiyorlar. Aksine, Barcelonalı oyunculara pres yapmalarını işaret eden çok belirgin anlar var. Birincisi, eğer rakip oyuncu topu kötü kontrol etmişse; top ayağından sektiyse mesela, oyuncu tekrar kontrol etmek için aşağı doğru bakmak zorunda. İşte tam bu anda rakip oyuncu saha görüşünü kaybediyor. Sonrasında ise en yakın Barcelonalı oyuncular, rakipten topu almak için prese başlıyor.

Barcelonalı oyuncuların pres yapmasını işaret eden diğer bir an ise, top ayağında olan rakip oyuncunun, yüzünü kendi kalesine doğru dönmesi. Bu durumda, rakip oyuncu seçeneklerini kısıtlamış oluyor; Barcelona bu oyuncuya geri dönme fırsatı vermediği sürece, oyuncu ileriye doğru pas atamaz ve Barça da zaten bu fırsatı vermiyor. Barcelonalı oyuncular hemen prese başlıyor, rakip oyuncuyu geri pas vermeye zorluyor ve böylece alan kazanılıyor.


4. “3’e 1 kuralı”

Rakip bir oyuncu topu Barcelona’nın ceza sahasına yakın herhangi bir yerde aldığında, Barcelonalı oyuncular İtalyan’a bağlıyor ve “3’e 1” adını verdikleri yöntemi uyguluyor: Barcelona’nın dörtlü defansından bir oyuncu, top ayağında olan rakip oyuncudan topu çalmak için öne çıkıyor, kalan üç oyuncu ise topu çalmaya giden defans oyuncusunun iki veya üç metre arkasına bir zincir şeklinde diziliyor. Bu da iki kat koruma sağlıyor. Guardiola bu yöntemi İtalya’dayken öğrendi. Aslında çok basit ama bir o kadar da etkili bir kural, üst düzey takımların bunu kullanmaması oldukça ilginç.


5. Sürprize yer yok

Barcelona topu kazandığında, aslında alışılmamış bir şey yapıyor. Üst düzey takımların çoğu, top el değiştirdiğinde, yani top kaybında, o topu sonuca götürecek şekilde kullanır. Çünkü rakip oyuncular topu kaybettiklerinde pozisyonlarını da kaybeder ve eğer hızlıca kontraya çıkabilirseniz, gol atma şansınız oldukça yüksektir. Manchester United ve Arsenal gibi takımlar topu kazandıktan sonraki ilk üç saniyede genellikle hemen gole gitmeyi amaçlar. Bu nedenle topu kazanan oyuncu o an hızlı ve rakip defansı yaran bir pas atmaya çalışır. Barcelona’nın rol modeli Hollanda Milli Takımı da bunu yapar.

Fakat Barcelonalı bir oyuncu topu kazandığında böyle bir pas atmaya çalışmaz. Takımın bu konudaki yaklaşımı şu şekilde: tamam bu oyuncu topu kazandı, bu mükemmel bir başarı ve daha özel bir şey yapmasına gerek yok. Tek yapması gereken, topu basitçe en yakınındaki arkadaşına vermek. Barça’nın topu kazanmak konusundaki mantığı, topu kazanan oyuncunun genellikle saha görüşünü kaybettiği yönünde. Yani, topu kazanan oyuncu aynı zamanda o an etkili bir pas atabilecek en son oyuncu.

Bu da Barcelona’nın sürprizlere pek bel bağlamadığını gösteriyor. Barcelonalı oyuncular kendi düzenlerine geçmek için bir kaç dakika topu gezdiriyor ve sonrasında rakiplerine deyim yerindeyse “Hadi bakalım, geliyoruz” görüntüsünü veriyor.

Bu kuralın tek istisnası Barcelonalı bir oyuncu, rakibin ceza sahası yakınında topu kazanırsa uygulanıyor ve bu oyuncu direkt gol şansını deneyebiliyor.


6. Futbolun onda dokuzu topa sahip olmaktır

Topa sahip olma, Cruyff’tan beri Barcelona’nın esas taktiği olmuştur. Birçok takım topa sahip olmayı pek umursamaz. Topa daha çok sahip olup yine de maçı kaybedebileceklerini düşünürler. Fakat Barça’nın hedefi, bir maçta %65–70 topa sahip olma oranını yakalamak. Geçen sene Barcelona’nın İspanya’daki ortalama topa sahip olma oranı %72’nin üstündeydi; bu sene ise bu oran şimdiye kadar (22 Mart) %70 civarında.

Topa sahip olmanın iki yönü var. Birincisi, top sizdeyken, rakip takım gol atamaz. Barcelona gibi top çalma konusunda eksikleri bulunan oyunculara sahip bir takım, topa sahip olarak savunma yapmak durumunda. Guardiola’nın dediği gibi, Barcelona topa sahip olmadığında “berbat” bir takım.

İkincisi, eğer top Barça’da ise, rakip takım topu kovalamak zorunda ve bu da onları bir hayli yorar. Öyle ki, rakip takım topu geri kazandığında, o kadar yorgun oluyor ki, topu tekrar geri teslim ediyor. Dolayısıyla topa sahip olma Barcelona’yı efektif bir döngü içine sokuyor.

Barcelona topa sahip olmak konusunda o kadar tutucu ki, Gerald Pique gibi bir defans oyuncusu bile topu ileriye vurmanın aksine kendi ceza sahası içinde anlaşılması güç paslar atmayı tercih edebiliyor. Neredeyse diğer bütün takımlarda, en azından kaleci, topu ileriye dikmekte özgürdür. İngiltere’de mesela, Joe Hart, gözü kapalı bir şekilde topa vurabiliyor. Bu da İngiliz futbolunun zaaflarından biri, fakat İngilizlerin yaklaşımı da “bu konuda yapacak bir şey yok, kaleciler pas yapamaz” şeklinde. Barcelona ise farklı düşünüyor.

Real Madrid’in teknik direktörü ve Barcelona’nın ezeli rakibi Jose Mourinho, Barça’nın pas konusundaki bu sadakatini kendi lehine kullanmaya çalıştı. Aralık ayında Bernabeu’de oynanan maçta, Madrid forvetleri maçın başlama düdüğüyle beraber Valdes’in hatasını kollamaya başladı, çünkü topu ileriye vurmayacağını düşünüyorlardı. Valdes hatalı bir pas verdi ve Benzema maçın daha 23. saniyesinde golü attı. Buna rağmen, Valdes maç boyunca ileri vurmak yerine, pas vermeye devam etti ve Barcelona maçı 3–1 kazandı. Barcelona altyapısında yetişmiş kalecilerin alamet-i farikası – ki bu özellik bir de Van der Sar gibi Ajax kökenli kalecilerde var – diğer oyuncular gibi futbol oynayabilme yetilerinin olması.


7. “Bir saniye kuralı”

Barcelona gibi oynayabilen başka bir takım yok. Bu bir güç ama aynı zamanda bir zaaf. Bu oyun yapısı, Barcelona’nın dışarıdan gelen oyuncuları takıma entegre edebilmesini zorlaştırıyor çünkü dışarıdan gelen oyuncular sistemi öğrenmekte güçlük çekiyor. Barcelona’nın transfer politikası dünya üzerindeki en iyi on oyuncu olarak addedilen futbolcuları almak şeklindeydi fakat bu oyuncuların birçoğu Camp Nou’da başarısız oldu. Thierry Henry ve Zlatan Ibrahimovic gibi. Hatta Barcelona’nın sistemine İspanya Milli Takımı’nda oynaması dolayısıyla bir şekilde aşina olan David Villa bile kaval kemiği kırılmadan önce yedek kalmaya başlamıştı.

Barcelona’nın eski genel direktörü Joan Oliver, yapılan transferlerdeki riski “bir saniye kuralı” adını verdiği yöntemle açıklamıştı. Saha üzerindeki bir eylemin başarılı olup olmayacağı, bir saniyenin altında bir sürede belli oluyor. Eğer bir oyuncu, takım arkadaşının ne yapacağını anlamaya çalışırken bir saniyeden fazlasına ihtiyaç duyuyorsa, çünkü bu arkadaşının oyun tarzını iyi bilmiyorsa, bu eylem genellikle başarısız olur.

Pedro mükemmel bir futbolcu değil ama La Masia’dan geldiği için Barcelona’nın oyununu dışarıdan gelen yıldızlardan daha iyi oynayabiliyor. La Masia’daki çocuklar vakitlerinin büyük bölümünü pas oyunları oynayarak geçiriyor; özellikle Cruyff’un favorisi olan üçe altı pas oyunu. Cruyff’un da bir zamanlar dediği gibi, futbol bir kareografidir.

Başka kimse bu şekilde düşünmüyor. İşte bu yüzden Barcelona takımının büyük bölümü altyapıdan gelen oyunculardan oluşuyor. Bu belki de bir tercihten ziyade bir ihtiyaç. Yine de çoğu zaman oldukça işe yarıyor.

3 yorum:

  1. enfes. elinize, emeğinize sağlık. okutmak lazım.

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim, elden geldiğince çevirmeye, paylaşmaya çalışıyoruz.

    YanıtlaSil
  3. Elinize sağlık, şu pres meselesini Türk futbolcularına tek tek anlatmak lazım. Başı boş düzensiz pres yerine etkili pres yapabilirler belki ondan sonra.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...